Şunu farkettim ki insan bir şey yaparken bir amacı varsa sabretmek de sebat etmek de daha kolay oluyor. Zamanın su gibi akıp geçtiği şu çağlarda sabır, zamana karşı durabilmek, beklemek en zor şeylerden biri. Böyle olmasına rağmen en zor ama en hızlı geçen şey ise "zaman". Bir saat geçmesi için zor sabrederken bakıyorsun ki gün bitmiş, bir gün geçmesini bekliyorken bakıyorsun haftalar bitmiş. Peki amaç ve zamanın nasıl bir ilişkisi var? Şöyle anlatabilirim, mesela; biri bana dese ki her gün 15 dakika şurada hiç kalkmadan oturacaksın ve bunun sonunda çok faydalar alacaksın ya da 20 dakika şu işi şurada oturarak yapacaksın, ondan da çok fayda alacaksın fakat bir şey yapmadan oturduğunda aldığın fayda (yani 15 dakika oturduğunda) daha fazla olacak. İlk bakışta insana 15 dakika sadece oturmak daha kolay geliyor hem faydası da daha fazla. Fakat ben şunu farkettim ki 15 dakika bir şey yapmadan oturmak 20 dakika bir şeyler yaparak oturmaktan çok daha ağır geliyor bana. Bir amacım varken daha uzun da olsa daha kolay geliyor. Tabi bu bir benzetmeydi. Her şeyin de kendi içinde inceliği var. Teşbihte hata olmaz der büyükler. Kızmasın kimse bana bu benzetmelerimden ötürü: )
Mesela ben şu yazıyı yazarken on-on beş dakika geçmiştir herhalde ve ben de hiç fark etmedim, çünkü bir şeyle uğraşıyorum, fakat öylesine oturup bekleseydim yarım saat olmuş gibi gelecekti vesaire vesaire...
Amaç önemli vesselam, zaman da.
İnsan için bir kendisi vardır bir de kendisi dışında diğerleri. Kendisi ve diğerleri onun hayatını oluşturur; hayat algısını, dünyaya bakışını, kendine bakışını ve insanlara bakışını oluşturur. Bu yüzden insan için anlam hayat ve ...... Herkes kendince bir şeyle doldurur bu noktaların yerine.
13 Haziran 2011 Pazartesi
11 Haziran 2011 Cumartesi
10 Haziran 2011 Cuma
Bir gün içinde iki ilginç şey
İsmek'i hepimiz biliriz. İstanbul meslek edindirme kursları sanırım açılımı. Arapça, ahşap boyama, ingilizce el sanatları vs.. gibi kurslar veriliyor. Geçen hafta bir sabah, gideceğim yerin henüz açılmaması sebebiyle yolum düştü bir İsmek şubesine. Tanıdık biri Arapça dersi alıyormuş, ben de misafir oldum bir saatliğine. Tabi bir psikolog adayı olarak incelemeye başladım insanları. Çünkü bildiğimiz sınıftan çok daha farklıydı. Yaşlı teyzeler, emekli amcalar, kimi ev hanımı, kimi yabancı uyruklu. Bazısı sessiz kendi halinde, bazısı da hiç susmayan yaramaz öğrenci gibi, fakat en garibi yaş ortalaması 40-45. Türkiye geneline şöyle bir baktığımız zaman bu yaşlardaki kadınlar sabah başlar bir temizlik ve yemek telaşesiyle akşama kadar kocalarının ya da çocuklarının gelmesiyle son bulur maraton. Çoğunluğu hayat gayesini yaşama heyecanını kaybetmiştir ama burada farkettim ki buraya gelen insanlar hala bir şeyler öğrenebilme peşinde. Kimse inkar edemez çünkü kolay değil 50-60 yaşına gelip de yeni bir dil öğrenmek, hatta bırak öğrenmeye çalışmayı böyle bir işe girişmek. Neyse, sınıfı izlerken şunu farkettim, insan yaşlandıkça çocukluğuna döner derler ya hani (dişleri dökülür, Allah korusun kiminin altı bezlenir huysuzlaşmaya başlarlar) aslında her konuda çocuk gibi olmaya başlıyorlar. Hiç bir anaokuluna veya bir ilköğretim sınıfına gidip de çocukları izleme şansı buldunuz mu bilmiyorum ama çocuklar sürekli bir hareket halindedir. Yaşadıkları her şeyi öğretmenlerine anlatırlar ve bir onaylanma ihtiyacı hissederler. Amcalardan biri ile hoca arasında geçen diyalog bunu hatırlattı bana. Amca başlıyor:
-Hocam sabah yumurta kırdım iki tane, ilaç içmek için, aç karınına içemiyorum hanım da evde yok vs.. Bunu Arapça olarak nasıl söyleyebilirim: ) Haliyle hoca da gülümsedi ve söyledi "Bugün iki yumurta kırdım"ın Arapçasını.
Ve hocanın her söylediğinin ardından tekrar eden hızlıca cevap vermeye çalışan bir başkası..:) Güzel insanlar vesselam...
Akşamında ise bir sosyal tesiste arkadaşımla oturuyorduk. Siparişi almak üzere garson yanımıza geldi. Garsona Cola Turka var mı diye sordum. Bana olduğunu, zaten Cola Turka sattıklarını söyledi. Sonra ilk defa birisinin Cola Turka sorduğunu görüyorum genelde Coca Cola sorarlar diye ekledi. Ben de ilk kez Cola Turka satan bir yer gördüğümü söyledim ve garson esrarengiz (!) bir ses tonuyla ekledi, zaten AKP'nin belediye diye. Sanki bir sır paylaşıyordu başkalarıyla paylaşamadığı. Asıl garip ve komik olan garsonun ses tonu ve kıyafetimiz ile oturuşumuzun insanlara bir şeyler paylaşırkenki etkisi.:)
Kaydol:
Yorumlar (Atom)